Aramızdan Ayrılanlar ‘a Giriş

Ölüm, bir canlı varlığın (hayvan, mantar, bitki ve mikroskobik canlının) hayati faaliyetlerinin kesin olarak sona ermesidir. Canlı varlıkların herhangi bir dokusunun canlılığını kaybetmesine de ölüm denir. Canlının ölümünden bahsedebilmek için, hayati faaliyetlerin bir daha geri gelmemek üzere sona ermesi şarttır. Zira boğulma, donma, zehirlenme tehlikesi geçiren ve kalbi duran kişilerde suni teneffüs ve kalp masajı yapılarak, durmuş gibi görünen solunum ve dolaşım fonksiyonlarının tekrar başlatılması çok kere mümkün olmaktadır

Kulun önünde ölüm zahmetinden başka ne azap, ne üzüntü ne de korku bulunmasa bile, sadece ölüm anındaki şiddet onun gecesini gündüzüne katıp düşünmeye ve ölüm için hazırlanmaya yeterli olurdu..Üstelik ölüm de her an onunla karşı karşıyadır..

Hayret edilecek durum şudur ki; bir insan kendisinin birisi tarafından biraz sonra dövüleceğini bilse, yiyeceği dayağın düşüncesi içinde hiçbir şeyden zevk almaz olur… Ölüm meleğinin her an kendisine ölüm pençelerini saplamak üzere olduğunu bildiği halde bundan dolayı her hangi bir korku ve üzüntüye düşmez.. Bu gaflet içindeki şuursuzluğun tek nedeni kuşkusuz cehalet ve aldanmadır..

Ölüm acısını tatmayan kimseler, onu başka acılarla kıyaslayarak yahut başkasının ölüm anında çektiklerini görerek bunu idrak etmeye çalışır.. Muhakkak ki, ruhsuz olan bir aza acı duymaz.Acıyı ve sancıyı duyanda, çeken de sadece ruhtur.. Can çıkması bedeni değil doğrudan doğruya ruhu ilgilendiren bir acıdır ve bu acı ruhun bütün parçalarına sirayet eder.. Ruh, bedenin her tarafını kapsamıştır. Ayağa bir diken batacak olsa, acısı sadece ruhun oradaki parçasına sirayet eder.. Fakat yangın gibi tüm bedeni kapsayan acılar böyle değildir…Ruh tüm bedene yayıldığından yangında kalma gibi durumlarda tüm ruh bu acıyı duymuş olur..

Ölüm acısına gelince, bu doğrudan doğruya ruhun kendisine sirayet ettiği için, acısı hiçbirşey e benzemez.. Bütün sinirlerden, damarlardan, adale, mafsal ve her kılın ucundan çıkarılan ruhun duyduğu acı; kılıç yarasından,testere ile biçilmekten, makaslarla doğranmaktan daha ağırdır.. Ölüm anında kulun bunca acı karşısında feryad-ı figan etmemesinin sebebi, ölüm acısının onun her tarafını kaplamış olup kendisinde imdat isteyecek derman bırakmamasındandır..

Ölüm anında dehşetten dolayı aklı karışır, dili tutulur, azaları dermandan düşer. Bu yüzden inlemeyi, yardım dilemeyi çok istediği halde, bunu yapması imkansızdır.. Eğer biraz dermanı varsa, oda canı çıkarken göğüs ve boğazında hırıltıya benzer sesler çıkarır.Rengi, asıl yaratıldığı torağın rengine dönüşür. Göz kapakları açık olduğu halde tavana dikilir.. Dudaklar sarkar ve dil içeri çekilir..Acı içine ve dışına yayılır.. Her tarafı mosmor kesilir. Önce ayaklar sonra diz ve baldırlar…Böylece can boğaza gelinceye kadar acılar üstüne acılar eklenir.. Her azanın, her parçanın ölüşünde elem üstün elem ve acı üstüne acı vardır..Can boğaza dayandığı zaman, işte o zaman.. Kul bütün dünyalıktan gözünü çeker, kimseye bakmaz olur.. Artık tövbe kapısıda kapanmıştır.. O anda kendisiyle sadece hasret ve pişmanlık kalır…

“Her nefis ölümü tadacaktır” ayeti kerimesine bir gün bizde mazhar olacağız.

Bize ulaşan yada bizim resim galerimizde olan geçmişlerimizi onure etmek, onlara olan vefa borcumuzu bir nebze olsun ödemek için resimlerini fotoshop’la biraz süsleyerek sitemizde bu sayfamızda yayınlıyoruz….

Site Yönetimi Olarak;

Ahirete irtihal eden geçmişlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz. Toprakları bol olsun. Mekanları cennet olsun.

Aşağıdaki bağlantıyı tıklayarak aramızdan ayrılanlar kategorisinde yer alan kayıtları görüntüleyebilir ve yorum yazabilirsiniz.

http://www.celtiklikoyu.com/?cat=33

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Eksik sayıyı RAKAMLA yazın * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.